HNA's profilelove is life and life is...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Bir Aşkın YARATOMİSİ!


    “Güneş nereden doğar?” dedim.

    “Mezopotamya,”dedi. “Dicle ile Fırat’ın arasındaki bölgedir güneşin doğduğu yer. ”

    Dedim ki; “neden?”

    Dedi ki; “çünkü güneş doğudan doğar!”

    Dedim ki; “benim güneşim yok!”

    Dedi ki; “güneş herkesin güneşidir!”

    Dedim ki; “ben herkesin güneşini istemem!”

    Nereden bilebilirdi ki ne kadar zamandır karanlığa açtığımı gözlerimi ve nereden

    bilebilirdi ki ışığa hasretliğimi. Hem bilebilir miydi hiç, hangi duygudan vurulduğunu

    yüreğimin bir zamanlar, bi de ne kadar derin olduğunu yaramın üstelik ve nereden

    bilebilirdi ki hala kan damladığını her yerimden, ruhumdan ya da!

    Yaralıydım karşılaştığımızda! Bir savaşın hemen sonrasında, ölülerini sayıyordum

    içimin. İçimden değil, sesli sayıyordum. Duymuyordun ya da duymamış gibi

    yapıyordun. Sen hep kendini anlatıyordun. Ben, dinliyordum. Sorar nasılsa diyordum;

    “sahi sen nasılsın?” Sen hala kendini anlatıyordun... Bana bakıyordun ama

    görmüyordun. Halbuki gözlerimdeydi herşey; tüm açıklığıyla... Baksaydın, görürdün

    mutlaka...

    Savaş meydanında duruyordum ya, sen ise geçiyordun o sırada buradan ağır ve

    kendinden emin adımlarla... Tertemizdi üstün başın, yüzün parlaktı, ellerin benimkilere

    benzemiyordu hiç. Üstüm başım toz içindeydi, elbisem kirli griye dönmüştü

    beyazdan, saçlarım birbirine karışmıştı ve vücudumun her yerinde derin sıyrıklar vardı.

    Utandım biraz kendi halimden... Yorgundum üstelik; keşke dedim başka bir zamanda,

    başka bir yerde... Ama nihayetinde Tanrı insanları tam zamanında buluşturuyor!

     

    Ben yalvaran gözlerle bakıyordum sana, sen hep kendini anlatıyordun ve hala... Bazen

    başkalarını da! Hiç tanımadığım insanların hayat hikayelerini dinliyordum ben de parça

    parça... Benden o kadar uzaktaydı ki her şey ve bizden, bu yüzden bir türlü olmamız

    gerektiği kadar yakın olamadık! Demek istiyordum ki sana;

    “bak bana, gördüğünden ibaret değilim, bi bak bana!” ama demiyordum, ç

    ünkü sen o sırada başka bir şey anlatıyordun ve zaten göz bi tek

    bildiğini görebilir! Aslında tam diyecek gibi oluyordum bazen, sen başka yerlere

    bakıyordun o sırada da. Gözlerinde gördüm asıl olana uzaklığını! Sana nasıl

    söyleyebilirdim ki “fark et!” diye...

     

    Oysa ben sevmiştim sırf sen anlatıyorsun diye

    başkalarının hikayelerini de!Ama tesadüf değildi mutlaka hiç bir şey.

    Demiştim ki oysa, “belki acının da sonudur...” Sandım ki, geçmişten geleceğime yazdığım

    mektuplardan birini daha bulup okumuştun sende, bir deniz kenarındaki, kıyıya vurmuş

    bir şişedir dileklerim nihayetinde... Saracak olansın yaralarımı sandım ve hayal de bu ya,

    hemen kapanacaklar. Hadi yaralar başa çıkamayacağım kadar korkutucu olamazlar bu

    hayatta -ki bütün yaralarım geçicidir- ama sandım ki, en azından tutacaksın elimden,

    beni güneşin doğduğu yerlere götüreceksin; kendimden başka diyarlara ve olan

    bitenden... Ben uyuyacağım günlerce önce, zira yorgunum! Sonra uyanıp yeniden

    başlayacağım herşeye, daha önce hiç yaşamamışcasına... Neyse sanarım ben hep,

    kanarım bi de!

    Sen “ne yapmadığını” düşünmüyordun, düşünmediğin için de bulamıyordun bi türlü...

    Bu yüzden kendini hep "haklı" zannediyordun her uzaklaşmam da! Ben de bir şey

    söylemiyordum; “ne yapmadığını” ya da mesela “neyi yapmadığını!” Haklılık savaşlarından

    çok önce vazgeçmiştim çünkü! Daha ağır savaşların savaşçısıydım şimdi! Yapmak

    zorunda olduklarımla, olmak zorunda olduklarım vardı. Sen yaşamın çok derin bir

    yerinde duruyordun aslında ama derinlemesine değil, kıyısında geziniyordun

    kendinin, dolayısıyla benim de kıyılarımda...Dalman için önce atlaman gerek! Ama can

    yeleği olmaz!

     

    Şimdi sen kendini hep haklı görensin hala... Ben ise düşünmeyeceğim bile “hak” ve

    “haklılıklar” üzerine... Gerçek olan tek bişey var.; benim güneşim olsaydın, ben bu satırları

    karanlıkta yazıyor olmazdım! Ben savaş meydanına geri döndüm diyeceğim

    de, hiç ayrılmamışım ki aslında! Senle de savaşmışım, sensiz de. Sen ise her neredeysen

    bilmelisin ki; bir mucize isen; tüm varlığınla kanıtlamak zorundasın bunu- ki inanayım.

     

    Tanrı bu yüzden gerçektir!

     

    Diyorsun ki; “her şeyi sildin gittin...”

    Diyorum ki; "ben aynı savaşta daha önce yenilmiştim!”


     

    Rumuz: Neredeysen Söyle Gelip Alacağım!

    Kadının kadını anlamadığı bir ortamda,
    bir erkekten beni anlamasını beklemeyecek kadar akıllandım!
    Anlaşılmayı beklemiyorum artık.
    Çok az şey bekliyorum.
     
    Mesela;
    Tırnaklarıma oje sürmememi tuhaf bulmayacak.
    Saçlarımın karman çorman lığına laf etmeyecek.
    Beni sadece topuklu ayakkabılar ve siyah gece elbiseleri içinde beğenmeyecek,
    aynı kot pantolonla günlerce dolaştığımda da beğenecek.
     İstediğim saatte uyuyup, istediğim saatte uyanma özgürlüğüme karışmayacak.
    Yatağın bazen sol bazen de sağ tarafında uyuyabilecek.
    Beni her istediğimde rahat bırakacak, yalnız kalmak istememi anlayacak yani üstüne alınmayacak.
    Ruhsal gelgitlerim sırasında gitmeyecek, yazar olmak gibi kırık bir iş yaptığımı unutmayacak.
    Özlediğim için kavga ettiğimde deli olduğumu düşünmeyecek.
    Kavga etmekten çekinmeyecek.
    Periyodik günlerde terk edilmeye, üç gün sonra da özür dilenmeye alışacak.
    Bana sadece duymak istediklerimi söylemeyecek.
     
    Kahveyi kaç şekerli içtiğime karar veremememi her seferinde komik bulmayacak.
    Film izlerken çekirdek çitleyecek. Mümkünse bana şiirler yazmayacak.
    Elinde çiçeklerle kapıma gelmeyecek, bir de buna bayıldığımı düşünmeyecek.
    Ani, ansızın, apansız ve doğal gelişmelere ayak uydurabilecek.
    Benim kadar çabuk hazırlanacak, “niye makyaj yapmadın” diye sormayacak.
     
     
    Votka enerji gibi şeyleri içip, insanların süzüm,
    süzüm süzüldüğü ve bilumum avlanılan gece kulüplerine takılmayacak.
    Gecelik aşklara, ete, baldıra, bacağa tok olacak.
    Her şeyi aynı kadınla yaşamanın mümkün olduğuna inanacak.
    İcabında aşçı, çocuk, anne, sevgili, arkadaş, kanka ve bilumum ne varsa hepsinin başarıyla olunabileceğini takdir edecek.
    Bu yüzden evdeki kadınlarla yetinecek! Gözü dışarıda olmayacak.
    Grip olduğunda öldüğünü sanmayacak. Yarasını gerektiğinde kendi sarabilecek.
    Kolay ikna olmayacak, kolay vazgeçmeyecek, biraz zor olacak.
    Yaptığım espriyi anlayabilecek kadar zeki,
    ne demek istediğimi de gözlerimden anlayabilecek kadar derin olacak.
    Müziği sonuna kadar açıp abuk sabuk dans ettiğimde bana inanamayan gözlerle bakmayacak.
    Masallar uydurduğumda uyacak. Gerektiğinde şarabı şişeden içecek.
    Sokaklarda başıboş dolaşmayı sevecek.
    Dağda, kırda, bayırda, hanım kızlar misali kırıtıp ottan,
    böcekten ve üstünün kirlenmesinden korkmayacak,
    hatta mümkünse lekeli ve yaralı olacak, yani yaşamış olacak!
    Babasının aldığı arabayı kullanmayacak, pahalı hediyeler almayacak,
    puro içmeyecek, takım elbise giymeyecek. Savaşçı bir ruha sahip olup, ok atmayı bilecek!
    Hayatın tozuna, kirine, dumanına bulaşmış olacak.
    Hata yaparken bile asil olacak. Hem asil hem de asi olabilmenin ne demek olduğunu anlayabilecek.
    Saygınlık takıntısı olmayacak ama saygın olacak.
    Yağmur yağdığında eriyeceğini sanmayacak, donuna kadar ıslanabilecek.
    Hiçbir şeyi kıvırmayacak, yarına bırakmayacak.
    İnsanların ne diyeceğini düşünmeden hareket edebilecek lakin kimseyi rahatsız etmeyecek.
    Her sorunu çözebileceğine inanacak kadar kendine güveni olacak.
    Öleceğini sanabilecek kadar üzülebilecek.
    Yıldızlara değdiğini sanacak kadar mutlu olabilecek.
    Dünyayı değiştirebileceğini sanacak kadar âşık olabilecek.
    Neyse bu kadar az işte!
     
    Rumuz:her neredeysen söyle gelip alacağım! 
     
        

    Hej jadniiii ti, ko ćeka ta doćeka !

    Düşmanım bile zeki olsun.

    Aptal düşmana tahammülüm yok !

    hZlo çinet na dobrose nadath

    fwedfsdsf.jpg

    Bencilim!!!

     
    Text is here-buraya yazılarınız geliyor

    Anladım ki, kendime aidim! Kendimi paylaşamıyorum kimseyle.

    Ve kimseyle paylaşamayacak kadar çok seviyorum kendimi.

    Anladım ki ben, kendimi kıskanıyorum başkalarından.

    Bu yüzden tek kişilik çoğunlukla düşlerim.

    Bu yüzden kahvemi, sigaramı tek başıma içmeyi seviyorum.

    Bu yüzden kime gidersem gideyim, kendime dönüyorum.

    Ben bana sarılmayı çok seviyorum.

    Anladım ki birileri olsun yanımda ama gitsin mutlaka.

    Ben bana kalayım istiyorum.

    Bu yüzden kalamıyorum kimselerin hayatında.

    Bu yüzden, gitmeye gelmişim herkesin hayatına!

    Anladım ki bencilim fazlasıyla; ne istersem o olsun, istemezsem olmasın istiyorum.

    Anladım ki kendime dönüyor dünya!

    Tüm vahşiliğim geçici... O aşk uğruna herşeyi yapabilirliğim yalan...

    Ona bağımlıymışım, onsuz yaşayamazmışım gibi duruşum...

    Aslında gerçek ama, gerçek olan her an gibi, geçici!

    Geçmeden önceki son ana kadar son derece gerçek ama.

    Ben anların kadınıyım anladım!

    Seninle ölmek istediğimi söylemem gerçek ama o anda sadece...

    Anların kadınıyım dedim ya; senin çocuklarını doğurmak istemem gerçek ama, o an!

    En az, bir sonraki an senin çocuklarını doğurmak istemeyişim kadar gerçek!

     

    Ey hayatından geçtiğim...

    Tatlı bir iz bırakasın diye geldin zaten giderken, tatlı bir iz bırakman için gitmen gerek!

    O yüzden inanmadım sözlerine ve o yüzden yalan söylüyorsun zaten sende.

    ben istediğim için ve zaten bu rolü de sana ben yazdığım için!

    Bana olan herşey benim yüzümden!

    Yağmur yağıyor...

    Camı açtım kokusunu duymak için yağmur suyunun ıslattığı toprağın.

    Canım birden değişmek istedi!

    Aslında hiç bir şeyin değişmediği sanan sadece biziz!

    Her şey değişiyor! Biz aynı kaldığımızı zannettiğimiz için,

    değiştiğimizi fark edemiyoruz ve bu yüzden hep aynı kalıyoruz!

    Neyse, canım birden değişmek istedi.

    Bunları yazan kadın olmak istedim bir an!

    Bunları yazan kadını bilmezsiniz...

    Bahçeye çıkıp yağmurun altında öylece durasım geldi...

    Üşendim şahsen ve yağmurda durdu zaten.

    Bir kaç kararsız damla düşüyor artık toprağa, düşmekle düşmemek arasında,

    onun da sesi beni tatmin etmeye yetmiyor.

    Ama pardon bi dakka! Düşmekle düşmemek arasında kalan damla olur mu?

    Yani nasıl olur?

    Ne saçma!

    Ne yani, tam yolun yarısında, üstelik hava yolunun

    “ben düşmekten vazgeçtim mi”

    diyecek, bi de damla?

    Of ya, of ya, kendime inanamıyorum!

    Kesin evde kaldım ben!

    Bu zekada bi adamı nereden bulacağım da evleneceğim?

    Dikkat edin “çok zeki” demedim! “Bu kadar zeki” dedim!

    Kapiş?

    Birinin kadını olmak istiyorum!

                                     

     Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak,konuşulmamak,bakılmamak hatta! Biraz korunmak, biraz şımarmak... Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!

    Neden mi? Herkesin eli tutulmaz, herkesle film seyredilmez, herkesle çekirdek çitlenmez, herkesin kadını olunmaz da o yüzden! İçinden gelmeli... Hücrelerine kadar hissetmeli, dna"larına kadar bilmeli insan!

    Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz. Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...

    Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara! Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum! Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak... Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi... Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye!

    Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!

    “Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana.Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda...

    Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi? İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam? Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?

    Hiç sanmam! Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte. Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani. Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin. Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

    Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım! Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim. Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz! Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak...

    Çekirdek mutlaka olsun!



     

     
                                                           

    Sihirli kelime; "Evet, yapabiliriz!"

     

     Dünyada bir ilk gerçekleştiği için mutluyum!

    Bütün ilkleri severim. İlkler değişimi de getirir beraberinde. Beyaz Sarayın siyah başkanı küresel bir umut olabilir mi gerçekten? Şimdiden oldu bile. Bu seçimin tüm dünyaya hayırlı olmasını dilerim ve umarım ilk siyah başkan olma özelliğini taşıyan Obama verdiği “değişim” sözünü tutar.

    Obama'nın seçimi kazandıktan sonraki açıklaması; “Beni desteklemeyenler, sizlerin oyunu henüz almamış olabilirim. Ama sizleri duydum. Yardımınıza ihtiyacım var. Ve sizin de başkanınız olacağım. Dünyayı yıkmaya niyetlenenler. Sizi yeneceğiz. Barış ve güvenliği arayanlar sizi destekliyoruz. Aradığımız değişim, bu zafer değildi. Bu zafer, bize, o değişimi yaratmak için bir şans verecek sadece. Evet, yapabiliriz.

    " Ne kadar içten!Bir lider halkına "yardımınıza ihtiyacım var" diyor!

    Bir diğer dikkat çeken açıklama ise seçimi kaybeden McCain'in mesajı idi; “Ülkemiz zor bir dönemden geçiyor.Bu dönemde, yeni Başkan'a yardım etmek için elimden geleni yapacağım. Tüm Amerika'yı da bunu yapmaya ve yeni başkanı birlikte kutlamaya çağırıyorum. Bundan sonra, ülkemizin refah seviyesini arttırmak, bu tehlikeli dünyada güvenliğimizi sağlamak ve çocuklarımızın daha iyi bir ülkede büyümesini sağlamak için ona yardım etmeliyiz...

    " Ve ne kadar asil bir açıklama!

    İşte gerçek vatan sevgisi, gerçek insan sevgisi ve gerçek demokratik kafa yapısı... Her iki açıklamayı da son derece samimi ve son derece insani buldum. Dünya barışı için bir umut yeşerdi içimde. Olan biten herşeyi gıpta ile izledim ve okudum! Siyahi bir liderin seçilmiş olması ve herkesin bu sonuca sevinmesi bana dünya için iyi şeyler olabilir müjdesi verdi sanki. En önemli şeylerden biri siyah beyaz düşmanlığının bu seçim ile birlikte tarihe karışması zaten kendi içinde barışı simgeliyor. Herkes değişimden bahsediyor. Pozitif bir beklenti var insanların kafalarında. Bu bile başlıbaşına bir değişim.

    Ve Bekir Coşkun'un yazısındaki bir detay da çok ilgi çekici;

    "Obama ağladı, demek ki gözyaşları var!"

    Yani demek istiyor ki "Amerika'yı bir "insan" yönetecek!" Hele ayaklı atom bombası Bush'dan sonra Barack, doğal ve dürüst duruşuyla, askerlerle basketbol oynayan, dans eden, gülen, ağlayan bir kişilik olmasıyla ve halka yakınlığıyla tüm dünyanın sempatisini şimdiden kazandı denilebilir. Allah biliyor ya, en çok da Bush'un bu dünyanın başından gitmesine sevindim.

    Her yerde savaş, her yerde silah, her yerde ölen çocuklar, ağlayan insanlarla hatırlanan bir Bush.

    E, hadi güle güle.

    Evde kendi kendine savaşçılık oynarsın artık kurşun askerlerinle!

    Yazları da Miami'de kumdan kale yapmayı unutma! Açık ağızlıAçık ağızlıAçık ağızlı

     

     

    Hayatta renkleriniz kaybolmasın. Bunların kaybolmasına izin vermeyin!

     

    Uyarılar genelde bir kulağımızdan girip öbüründen çıkıyor.

    Ama bu görüntüler belki aklımızı başımıza getirir...

    İnsanın "bam teline" dokunan, bir kazanın yok ettiklerini gösteren çok çarpıcı bir video...


    Lütfen bir dakikanızı ayırın izleyin ve izlettirin!

     

     

    Sonunda..

    Temizlik yaptim bugun... Hem de tum benligimde...
    Tum kaslarimi, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanimi temizledim...
    En kucuk yerlerine, kivrimlarina girmis, sinmis butun pislikleri attim... Kirginliklarimi disari cikardim ilk once... Gormenizi isterdim... Icimde ne kadar da buyuk bir yer kapliyorlarmis... Kirginliklarimi atarken, bakmadim neydi onlar diye... Gelecek gecmisten cok daha fazla yasanmaya deger...
    ...
    Onlarin yerine bagislamayi yerlestirdim ozenle.. Titizlikle her kirginligin uzerine ektim bagislamanin tohumlarini... Bagislamayi ekerken, tekrar kirilmaktan korkuyordum belki...
    Kiskancligimi cikardim... Meger ben ne az kiskancmisim... Cok kolay oldu. Sevindim...
    Sanki kaybettigim bir esyami bulmus gibi oldum... Cok sukur ki kin ve nefret yoktu yuregimde... Nasil temizlerdim bilmiyorum... Sira korkularima gelmisti... Cikarmaya bile korktum once... Ne cok alismisim onlarla yasamaya...
    ...
    Bunca aci ve endiseye nasil alisilir anlayamadim... Her gun yeni yeni endiselerle beslenen yeni korkular birikmisti icimde... Mutluluklarimi, umutlarimi ne de cok ertelemisim... O an bu ilgiyi onlara verseydim, her gun onlari dusunup birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, herseyden once icimdeki sevginin ve gucun daha fazla farkinda olsaydim boyle bahar temizliklerine ihtiyacim kalmazdi... Cok zorlandim korkularimi temizlemekte... Birbirlerinin icine halkalar biciminde girmislerdi, kenetlenmislerdi adeta...

    ...


    Ama bir bebek sefkatiyle, operek, severek, oksayarak ve onlari bir
    zaman kabus gibi yasamaktan pismanlik duymayarak cikardim icimden...
    Kizsaydim korkularima, bagirip cagirsaydim onlara yine donup dolasip
    geleceklerdi biliyorum...


    Temizlik yaptim bugun, bahar temizligi... Nese ektim, hosgoru, guven, sevgi ektim... Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylasmayi ektim... Cilginlik ektim, dogallik, bagislama ektim icime... Ask ektim her hucreme... Cosku, heyecan, sessizlik ektim... Tum guzel fikirler sessizken geliyor bana... Kabullenme ektim... Bas egme degil... Oldugu gibi kabullenme...

     

    .

    Fikralarda bile yoktur, yarim hamile olmak. Ama hayatta var.

                                                                               
                                                  

                               

    Bu devirde kadin olmak, yari hamile olmak gibi bir sey.

    Ayni anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak
    gibi yani...
    Hem seksi ve erkeksi savasci Zeyna, hem de giyinip suslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak.
    Hem erkeklerle, ayni okullarda esit sartlarda okumak. Hatta daha iyi olmak. Hem de ise girebilmek icin patronlara 30'una kadar evlenmeme, cocuk yapmama sozu vermek.

    Her sabah cocuklarinin anasi,sevdiginin kadini olarak uyanmak. Tum disi icgudulerinle aynada hos birini gorene kadar cabalamak.
    Ve ardindan ekmegin pesine dusmek.Erkek gibi calismak. Isinde mantikli.Disarda duygusal olmak. Isinde atik, yirtici, tuttugunu koparan.
    Evinde narin, hassas, sefkatli olmak. Guzellik bir yere kadar deyip.
    O bir yere bir turlu varamamak. Hic bitmeyen guzel, bakimli, ince, genc kalabilme cabalari vermek. Kozmetiklere,estetik mudahalelere servet yatirmak. Nice okullar, universiteler okumak. Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatin anlamini ille de bir erkekte bulmak.


    Saygideger es, muhtesem ev sahibi,basarili is kadini olmak. Cok ciddi toplantilar, buyuk pazarliklar yapmak. Ah seni deli gibi sevdiğini söyleyip evlenmek için taklalar(!) atan bu adamlarin, senin namusunu korumak icin seferber olup kurallar koymasina gulmek.
    Bu devirde kadin olmak. Ardi ardina degisimler gecirmek. Bitmek tukenmek bilmeyen sizofreniler yasamak.
    Bu devirde kadin olmak. Dedim ya.. Yari hamile olmak gibi birsey.Ayni anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi....