HNA's profilelove is life and life is...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Bir Doktorun Ağzından Doktor Nedir Ne Anlama Gelir.. :))

                            

    1. Eğer bizi kahve makinasının başında ya da sigara molasında yakalarsanız muhakkak hastalıklarınızla ilgili bir soru sorun. Bizim dünyada zevk aldığımız tek şey tıptır ve molayı sizin sorularınızı yanıtlamak için verdik.

    2. Evdeki ilaçlarnız iyi gelmiyorsa hemen bizi telefonla arayın.Telefondan teşhis koymak gibi müthiş bir yeteneğimiz vardır.

    3. Ayaküstü, merdiven aralığında, kapı arkasında veya asansörde karşılaştığınızda hemen oranızın buranızın ağrıdığını anlatmaya başlayın, biz her an sizi düşünürüz ve zaten asansöre de hastalarla karşılaşabilmek için bineriz.

    4. Gazete okuduğunuz asparagas tıp haberleri hakkında doktorları her fırsatta sıkıştırınız, çünkü gazeteciler her zaman tıp konularını doktorlardan daha iyi bilirler, güncel takip ederler ve her yazdıkları
    doğrudur. Böylece doktorun bilgisizliğini ve açıklarını yüzüne vurma firsatını yakalamış olursunuz.(Doğru... Sabah ve Hürriyet gazetelerine göre belki kanserin çaresi 100 kere bulunmuştur!!!)

    5. Doktorlar sınırsız insanlardır, hatta insan değil robotturlar, yorulmaz, uyumaz, tatil yapmaz ve sinirlenmezler. İstediğiniz kadar, hatta sonsuza kadar soru sorabilirsiniz, hatta sorduğunuz soruların cevaplarını dinlemek bile zorunda değilsinizdir, doktor önceki soruya cevap vermekteyken,yeni soru sorabilirsiniz, doktor buna hiç alınmaz. ÜSTELIK, doktora sorduğunuz ve cevabını aldığınız konuda doktorun dediklerini uygulamak zorunda bile değilsiniz, ama iyileşmediğinizde doktorun dediklerini uygulamadığınız halde doktora HESAP SORMA hakkınız vardır.

    6. Bize kolay kolay teşekkür etmeyin. Nasıl olsa para veriyorsunuz ve köle satın alıyorsunuz.

    7. Doktor olurken nasıl olsa HIPOKRAT YEMINI ettik ya, doktorları ızdırsanız bile onlar size sonsuza kadar köle gibi hizmet etmeye mecburdurlar. Hakaret edebilirsiniz, üstüne yürüyebilirsiniz, şikayet edebilirsiniz, sağda solda aleyhinde konuşabilirsiniz, ama işiniz düştüğünde hiç utanmadan yine kendinizi ellerine teslim edebilirsiniz, ne de olsa hipokrat yemini etmişlerdir.

    8. Doktorlara danışmadan kendi kendinize her türlü tedaviyi yapabilirsiniz, hastalığınız daha da kötüye gittiğinde doktor sizi her durumda kurtarır, sorun değil...

    9. Ilacin acı olduğundan veya iğnenin yaktığından dolayı doktora kızmakta
    serbestsiniz, çünkü sizi doktor hasta etmiştir ve ilacın tadını doktor
    ayarlamıştır.

    10. Verilen ilaç "kanser yapar mı?" diye sorunuz. Çünkü allahın cezası doktor sizi kasıtlı olarak kanser etmeye çalışmaktadır. Hamileyseniz verdiğiniz ilacın çocukta bir sakatlık yapıp yapmayacağını doktora sorun, çünkü doktor sizin sakat bir çocuk doğurmanızı istemektedir.

    11. Doktorlar tüm dünya tıbbını bilirler, cildinizdeki kaşıntıyı beyin cerrahına rahatça danışabilirsiniz. Sadece karşılaşmış olmanız yeterlidir,
    uzmanlık alanı diye bir kavram tamamen palavradır.(Doğru... biraz zaman sonra yolculuklarda kendimi doktor değil jeodezi mühendisi diye tanıtıyordum. Allah'ın cezası herifin teki İstanbul'dan Osmaniye ye kadar mütemadiyen ailesindeki her bireyin hastalıklarından ayrı ayrı bahsetmişti.)

    12. Doktorun evine telefon ederek, doktor evde yokken eşine hastalığınızla ilgili soru sorabilirsiniz, mutlaka bilecektir, doktor eşidir
    ya, bilir.

    Dr. Esat ORHON'dan alintidir.

    :)) Bir Erkeğin Buhran Anında Yolladığı Mailden Alıntı..

     

    ''Erkekler ağlamaz.''
    ''Erkekler korkmaz.''
    ''Erkekler karı gibi gülmez.''
    Derken ortalik dul kadindan geçilmiyor. Zira zavalli erkekler genç yasta Hakk'in rahmetine kavusuyorlar.
    Siz hiç kapı komsusuna sabah kahvesine gidip karisini çekiştiren erkek gördünüz mü?
    Fare görünce bağıran?
    ''Bu ara sinirlerim zayıf'' deyip habire ağlayan?
    Oysa onlar da kadınlarla aynı duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya.
    Lakin daha ilk gün ayaklarina mavi patik giydirmek suretiyle ''Ağır ol bakalım!'' diyoruz.
    ''Ne alakası var mavi patikle?'' demeyin. Mavi soguk ve ciddi bir renktir.
    Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf degildir o patiklerin rengi.
    Düsünülmüs, tasinilmis, seçilmistir.
    Ayağa giydirildiği anda kulağa şunlar fısıldanmış demektir: Sen erkeksin.
    Erkek olmanin gerekleri vardir. Ömrünün sonuna kadar bunlari yerine
    getirmekle yükümlüsün. Ömrünün süresi ise çatlama kat sayına bağlı. Içine ata ata ne kadar
    yasayabilirsen artık. Bize sorarsan pek uzun süreceği kanaatinde değiliz.
    Dikkat edeceğin husus, en dramatik hallerde bile mavi patikli olduğunu unutmamandir.

    Misal,


    aşık oldun.
    Sakin belli etme. Bırak karşındaki yansın tutuşsun. Sen ağır ol. Molla
    desinler yeter ki aşık demesinler.

    Misal,


    Sevgilinden ayrildin.
    Sakın ağlayıp sızlama. Yine bırak karşındaki yıkılıp sürünsün.
    Gözyaşı dediğin kadın kısmına yakışır.
    Zaten senin gözyaşı bezlerin mavi patik operasyonuyla alınmış bulunuyor.

    Misal,


    Eve hırsız girdi.
    Karınla yataktasınız. Tıkırtı duydunuz ya da hırsızla burun buruna geldiniz.
    Kim boğuşacak adamla? Bak bakalım karının ayaklarına! Ne renk patikleri?
    Pembe.
    Ya hırsızınkiyle seninki? Mavi.
    Kural,
    Mavililer boğuşacak.
    Pembeliler bağıracak.
    Herkes görevini bilsin. Ta doğumhanede yapıldı bu iş bölümü.

    Misal,


    Eşinle kavga ettin.
    Ne yapacaksin? Hiç. işine gidip hiçbir şey olmamış gibi çalışacaksın.
    ''Ay Ismail çok sinirim bozuk, benimki sabah sabah anneme laf etti''
    diyemezsin.
    Karın o esnada telefonun başında, bir sigara ve bir kahve eşliğinde
    arkadaslarına seni çekiştiriyor olabilir.
    Olsun. Onun mazereti var, patikleri pembe.

    Misal,


    Evde aniden bir böcek peydahlandı.
    Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen. Zira karının gitmesi hiçbir ise yaramaz.
    Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayıramaz mi?
    Ve sorarım sana, hangi böcek pembeden korkar?
    Tam tersine aşka gelip karının üzerine tırmanmaya bile kalkışabilir.
    Ama mavi... Bırrrrr.

    Misal,


    Savaşa gidilecek.
    Kim gidecek? Tabii ki Mehmetçik. Sen hiç ''Vatan sağolsun'' diye bağıran
    Ayşecik gördün mü?
    Benim bildiğim Ayşecik kameranın karşısında ''Size baba diyebilir miyim amca?'' diyordu.

    Ve hatırladığım kadarıyla omuzunda tüfek falan da yoktu.
    Diyeceğim, Mavi patikli olmak zor zanaat.

    özellikle de seviyorken...


    bir erkeğin buhran anında yolladığı bir mailden alıntı.

     

    Bir Aşkın YARATOMİSİ!


    “Güneş nereden doğar?” dedim.

    “Mezopotamya,”dedi. “Dicle ile Fırat’ın arasındaki bölgedir güneşin doğduğu yer. ”

    Dedim ki; “neden?”

    Dedi ki; “çünkü güneş doğudan doğar!”

    Dedim ki; “benim güneşim yok!”

    Dedi ki; “güneş herkesin güneşidir!”

    Dedim ki; “ben herkesin güneşini istemem!”

    Nereden bilebilirdi ki ne kadar zamandır karanlığa açtığımı gözlerimi ve nereden

    bilebilirdi ki ışığa hasretliğimi. Hem bilebilir miydi hiç, hangi duygudan vurulduğunu

    yüreğimin bir zamanlar, bi de ne kadar derin olduğunu yaramın üstelik ve nereden

    bilebilirdi ki hala kan damladığını her yerimden, ruhumdan ya da!

    Yaralıydım karşılaştığımızda! Bir savaşın hemen sonrasında, ölülerini sayıyordum

    içimin. İçimden değil, sesli sayıyordum. Duymuyordun ya da duymamış gibi

    yapıyordun. Sen hep kendini anlatıyordun. Ben, dinliyordum. Sorar nasılsa diyordum;

    “sahi sen nasılsın?” Sen hala kendini anlatıyordun... Bana bakıyordun ama

    görmüyordun. Halbuki gözlerimdeydi herşey; tüm açıklığıyla... Baksaydın, görürdün

    mutlaka...

    Savaş meydanında duruyordum ya, sen ise geçiyordun o sırada buradan ağır ve

    kendinden emin adımlarla... Tertemizdi üstün başın, yüzün parlaktı, ellerin benimkilere

    benzemiyordu hiç. Üstüm başım toz içindeydi, elbisem kirli griye dönmüştü

    beyazdan, saçlarım birbirine karışmıştı ve vücudumun her yerinde derin sıyrıklar vardı.

    Utandım biraz kendi halimden... Yorgundum üstelik; keşke dedim başka bir zamanda,

    başka bir yerde... Ama nihayetinde Tanrı insanları tam zamanında buluşturuyor!

     

    Ben yalvaran gözlerle bakıyordum sana, sen hep kendini anlatıyordun ve hala... Bazen

    başkalarını da! Hiç tanımadığım insanların hayat hikayelerini dinliyordum ben de parça

    parça... Benden o kadar uzaktaydı ki her şey ve bizden, bu yüzden bir türlü olmamız

    gerektiği kadar yakın olamadık! Demek istiyordum ki sana;

    “bak bana, gördüğünden ibaret değilim, bi bak bana!” ama demiyordum, ç

    ünkü sen o sırada başka bir şey anlatıyordun ve zaten göz bi tek

    bildiğini görebilir! Aslında tam diyecek gibi oluyordum bazen, sen başka yerlere

    bakıyordun o sırada da. Gözlerinde gördüm asıl olana uzaklığını! Sana nasıl

    söyleyebilirdim ki “fark et!” diye...

     

    Oysa ben sevmiştim sırf sen anlatıyorsun diye

    başkalarının hikayelerini de!Ama tesadüf değildi mutlaka hiç bir şey.

    Demiştim ki oysa, “belki acının da sonudur...” Sandım ki, geçmişten geleceğime yazdığım

    mektuplardan birini daha bulup okumuştun sende, bir deniz kenarındaki, kıyıya vurmuş

    bir şişedir dileklerim nihayetinde... Saracak olansın yaralarımı sandım ve hayal de bu ya,

    hemen kapanacaklar. Hadi yaralar başa çıkamayacağım kadar korkutucu olamazlar bu

    hayatta -ki bütün yaralarım geçicidir- ama sandım ki, en azından tutacaksın elimden,

    beni güneşin doğduğu yerlere götüreceksin; kendimden başka diyarlara ve olan

    bitenden... Ben uyuyacağım günlerce önce, zira yorgunum! Sonra uyanıp yeniden

    başlayacağım herşeye, daha önce hiç yaşamamışcasına... Neyse sanarım ben hep,

    kanarım bi de!

    Sen “ne yapmadığını” düşünmüyordun, düşünmediğin için de bulamıyordun bi türlü...

    Bu yüzden kendini hep "haklı" zannediyordun her uzaklaşmam da! Ben de bir şey

    söylemiyordum; “ne yapmadığını” ya da mesela “neyi yapmadığını!” Haklılık savaşlarından

    çok önce vazgeçmiştim çünkü! Daha ağır savaşların savaşçısıydım şimdi! Yapmak

    zorunda olduklarımla, olmak zorunda olduklarım vardı. Sen yaşamın çok derin bir

    yerinde duruyordun aslında ama derinlemesine değil, kıyısında geziniyordun

    kendinin, dolayısıyla benim de kıyılarımda...Dalman için önce atlaman gerek! Ama can

    yeleği olmaz!

     

    Şimdi sen kendini hep haklı görensin hala... Ben ise düşünmeyeceğim bile “hak” ve

    “haklılıklar” üzerine... Gerçek olan tek bişey var.; benim güneşim olsaydın, ben bu satırları

    karanlıkta yazıyor olmazdım! Ben savaş meydanına geri döndüm diyeceğim

    de, hiç ayrılmamışım ki aslında! Senle de savaşmışım, sensiz de. Sen ise her neredeysen

    bilmelisin ki; bir mucize isen; tüm varlığınla kanıtlamak zorundasın bunu- ki inanayım.

     

    Tanrı bu yüzden gerçektir!

     

    Diyorsun ki; “her şeyi sildin gittin...”

    Diyorum ki; "ben aynı savaşta daha önce yenilmiştim!”


     

    Sonuç: Yine Evde Kaldık!


    iyi adamlar NEDENSE çirkindirler.
    *
    Yakisikli adamlar NEDENSE iyi degildir.
    *
    Yakisikli ve iyi adamlar NEDENSE escinseldir.
    *
    Yakisikli, iyi ve heteroseksüel adamlar NEDENSE evlidir.
    *
    Çok yakisikli olmayip da iyi olan adamlarin NEDENSE parasi yoktur.
    *
    Çok yakisikli olmayip parasi çok olan adamlar NEDENSE bizim onların
    parasinin pesinde oldugumuzu düsünürler.
    *
    Yakisikli ama parasiz adamlar NEDENSE bizim paramizin pesindedirler.
    *
    Parasi olup, çok iyi olmayan ama nasilsa heteroseksüel olan adamlar NEDENSE
    yeterince güzel olmadigimizi düsünürler.
    *
    Güzel oldugumuzu düsünen heteroseksüel, biraz iyi ve parali adamlar NEDENSE
    korkaktir.
    *
    Biraz yakisikli, biraz iyi, bir miktar parasi olan ve heteroseksüel adamlar
    NEDENSE utangaçtir ve asla ilk hareketi yapmazlar.
    *
    Asla ilk hareketi yapmayan adamlar, insiyatifi biz ele aldigimizda NEDENSE
    otomatik olarak bize olan ilgilerini kaybederler.

    sonuc......................

    YİNE EVDE KALDIIIIKKKKKKKKKK
    ;

    Rumuz: Neredeysen Söyle Gelip Alacağım!

    Kadının kadını anlamadığı bir ortamda,
    bir erkekten beni anlamasını beklemeyecek kadar akıllandım!
    Anlaşılmayı beklemiyorum artık.
    Çok az şey bekliyorum.
     
    Mesela;
    Tırnaklarıma oje sürmememi tuhaf bulmayacak.
    Saçlarımın karman çorman lığına laf etmeyecek.
    Beni sadece topuklu ayakkabılar ve siyah gece elbiseleri içinde beğenmeyecek,
    aynı kot pantolonla günlerce dolaştığımda da beğenecek.
     İstediğim saatte uyuyup, istediğim saatte uyanma özgürlüğüme karışmayacak.
    Yatağın bazen sol bazen de sağ tarafında uyuyabilecek.
    Beni her istediğimde rahat bırakacak, yalnız kalmak istememi anlayacak yani üstüne alınmayacak.
    Ruhsal gelgitlerim sırasında gitmeyecek, yazar olmak gibi kırık bir iş yaptığımı unutmayacak.
    Özlediğim için kavga ettiğimde deli olduğumu düşünmeyecek.
    Kavga etmekten çekinmeyecek.
    Periyodik günlerde terk edilmeye, üç gün sonra da özür dilenmeye alışacak.
    Bana sadece duymak istediklerimi söylemeyecek.
     
    Kahveyi kaç şekerli içtiğime karar veremememi her seferinde komik bulmayacak.
    Film izlerken çekirdek çitleyecek. Mümkünse bana şiirler yazmayacak.
    Elinde çiçeklerle kapıma gelmeyecek, bir de buna bayıldığımı düşünmeyecek.
    Ani, ansızın, apansız ve doğal gelişmelere ayak uydurabilecek.
    Benim kadar çabuk hazırlanacak, “niye makyaj yapmadın” diye sormayacak.
     
     
    Votka enerji gibi şeyleri içip, insanların süzüm,
    süzüm süzüldüğü ve bilumum avlanılan gece kulüplerine takılmayacak.
    Gecelik aşklara, ete, baldıra, bacağa tok olacak.
    Her şeyi aynı kadınla yaşamanın mümkün olduğuna inanacak.
    İcabında aşçı, çocuk, anne, sevgili, arkadaş, kanka ve bilumum ne varsa hepsinin başarıyla olunabileceğini takdir edecek.
    Bu yüzden evdeki kadınlarla yetinecek! Gözü dışarıda olmayacak.
    Grip olduğunda öldüğünü sanmayacak. Yarasını gerektiğinde kendi sarabilecek.
    Kolay ikna olmayacak, kolay vazgeçmeyecek, biraz zor olacak.
    Yaptığım espriyi anlayabilecek kadar zeki,
    ne demek istediğimi de gözlerimden anlayabilecek kadar derin olacak.
    Müziği sonuna kadar açıp abuk sabuk dans ettiğimde bana inanamayan gözlerle bakmayacak.
    Masallar uydurduğumda uyacak. Gerektiğinde şarabı şişeden içecek.
    Sokaklarda başıboş dolaşmayı sevecek.
    Dağda, kırda, bayırda, hanım kızlar misali kırıtıp ottan,
    böcekten ve üstünün kirlenmesinden korkmayacak,
    hatta mümkünse lekeli ve yaralı olacak, yani yaşamış olacak!
    Babasının aldığı arabayı kullanmayacak, pahalı hediyeler almayacak,
    puro içmeyecek, takım elbise giymeyecek. Savaşçı bir ruha sahip olup, ok atmayı bilecek!
    Hayatın tozuna, kirine, dumanına bulaşmış olacak.
    Hata yaparken bile asil olacak. Hem asil hem de asi olabilmenin ne demek olduğunu anlayabilecek.
    Saygınlık takıntısı olmayacak ama saygın olacak.
    Yağmur yağdığında eriyeceğini sanmayacak, donuna kadar ıslanabilecek.
    Hiçbir şeyi kıvırmayacak, yarına bırakmayacak.
    İnsanların ne diyeceğini düşünmeden hareket edebilecek lakin kimseyi rahatsız etmeyecek.
    Her sorunu çözebileceğine inanacak kadar kendine güveni olacak.
    Öleceğini sanabilecek kadar üzülebilecek.
    Yıldızlara değdiğini sanacak kadar mutlu olabilecek.
    Dünyayı değiştirebileceğini sanacak kadar âşık olabilecek.
    Neyse bu kadar az işte!
     
    Rumuz:her neredeysen söyle gelip alacağım! 
     
        

    Hej jadniiii ti, ko ćeka ta doćeka !

    Düşmanım bile zeki olsun.

    Aptal düşmana tahammülüm yok !

    hZlo çinet na dobrose nadath

    fwedfsdsf.jpg

    Bencilim!!!

     
    Text is here-buraya yazılarınız geliyor

    Anladım ki, kendime aidim! Kendimi paylaşamıyorum kimseyle.

    Ve kimseyle paylaşamayacak kadar çok seviyorum kendimi.

    Anladım ki ben, kendimi kıskanıyorum başkalarından.

    Bu yüzden tek kişilik çoğunlukla düşlerim.

    Bu yüzden kahvemi, sigaramı tek başıma içmeyi seviyorum.

    Bu yüzden kime gidersem gideyim, kendime dönüyorum.

    Ben bana sarılmayı çok seviyorum.

    Anladım ki birileri olsun yanımda ama gitsin mutlaka.

    Ben bana kalayım istiyorum.

    Bu yüzden kalamıyorum kimselerin hayatında.

    Bu yüzden, gitmeye gelmişim herkesin hayatına!

    Anladım ki bencilim fazlasıyla; ne istersem o olsun, istemezsem olmasın istiyorum.

    Anladım ki kendime dönüyor dünya!

    Tüm vahşiliğim geçici... O aşk uğruna herşeyi yapabilirliğim yalan...

    Ona bağımlıymışım, onsuz yaşayamazmışım gibi duruşum...

    Aslında gerçek ama, gerçek olan her an gibi, geçici!

    Geçmeden önceki son ana kadar son derece gerçek ama.

    Ben anların kadınıyım anladım!

    Seninle ölmek istediğimi söylemem gerçek ama o anda sadece...

    Anların kadınıyım dedim ya; senin çocuklarını doğurmak istemem gerçek ama, o an!

    En az, bir sonraki an senin çocuklarını doğurmak istemeyişim kadar gerçek!

     

    Ey hayatından geçtiğim...

    Tatlı bir iz bırakasın diye geldin zaten giderken, tatlı bir iz bırakman için gitmen gerek!

    O yüzden inanmadım sözlerine ve o yüzden yalan söylüyorsun zaten sende.

    ben istediğim için ve zaten bu rolü de sana ben yazdığım için!

    Bana olan herşey benim yüzümden!

    Yağmur yağıyor...

    Camı açtım kokusunu duymak için yağmur suyunun ıslattığı toprağın.

    Canım birden değişmek istedi!

    Aslında hiç bir şeyin değişmediği sanan sadece biziz!

    Her şey değişiyor! Biz aynı kaldığımızı zannettiğimiz için,

    değiştiğimizi fark edemiyoruz ve bu yüzden hep aynı kalıyoruz!

    Neyse, canım birden değişmek istedi.

    Bunları yazan kadın olmak istedim bir an!

    Bunları yazan kadını bilmezsiniz...

    Bahçeye çıkıp yağmurun altında öylece durasım geldi...

    Üşendim şahsen ve yağmurda durdu zaten.

    Bir kaç kararsız damla düşüyor artık toprağa, düşmekle düşmemek arasında,

    onun da sesi beni tatmin etmeye yetmiyor.

    Ama pardon bi dakka! Düşmekle düşmemek arasında kalan damla olur mu?

    Yani nasıl olur?

    Ne saçma!

    Ne yani, tam yolun yarısında, üstelik hava yolunun

    “ben düşmekten vazgeçtim mi”

    diyecek, bi de damla?

    Of ya, of ya, kendime inanamıyorum!

    Kesin evde kaldım ben!

    Bu zekada bi adamı nereden bulacağım da evleneceğim?

    Dikkat edin “çok zeki” demedim! “Bu kadar zeki” dedim!

    Kapiş?

    Birinin kadını olmak istiyorum!

                                     

     Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak,konuşulmamak,bakılmamak hatta! Biraz korunmak, biraz şımarmak... Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!

    Neden mi? Herkesin eli tutulmaz, herkesle film seyredilmez, herkesle çekirdek çitlenmez, herkesin kadını olunmaz da o yüzden! İçinden gelmeli... Hücrelerine kadar hissetmeli, dna"larına kadar bilmeli insan!

    Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz. Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...

    Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara! Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum! Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak... Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi... Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye!

    Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!

    “Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana.Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda...

    Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi? İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam? Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?

    Hiç sanmam! Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte. Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani. Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin. Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

    Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım! Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim. Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz! Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak...

    Çekirdek mutlaka olsun!



     

     
                                                           

    Sihirli kelime; "Evet, yapabiliriz!"

     

     Dünyada bir ilk gerçekleştiği için mutluyum!

    Bütün ilkleri severim. İlkler değişimi de getirir beraberinde. Beyaz Sarayın siyah başkanı küresel bir umut olabilir mi gerçekten? Şimdiden oldu bile. Bu seçimin tüm dünyaya hayırlı olmasını dilerim ve umarım ilk siyah başkan olma özelliğini taşıyan Obama verdiği “değişim” sözünü tutar.

    Obama'nın seçimi kazandıktan sonraki açıklaması; “Beni desteklemeyenler, sizlerin oyunu henüz almamış olabilirim. Ama sizleri duydum. Yardımınıza ihtiyacım var. Ve sizin de başkanınız olacağım. Dünyayı yıkmaya niyetlenenler. Sizi yeneceğiz. Barış ve güvenliği arayanlar sizi destekliyoruz. Aradığımız değişim, bu zafer değildi. Bu zafer, bize, o değişimi yaratmak için bir şans verecek sadece. Evet, yapabiliriz.

    " Ne kadar içten!Bir lider halkına "yardımınıza ihtiyacım var" diyor!

    Bir diğer dikkat çeken açıklama ise seçimi kaybeden McCain'in mesajı idi; “Ülkemiz zor bir dönemden geçiyor.Bu dönemde, yeni Başkan'a yardım etmek için elimden geleni yapacağım. Tüm Amerika'yı da bunu yapmaya ve yeni başkanı birlikte kutlamaya çağırıyorum. Bundan sonra, ülkemizin refah seviyesini arttırmak, bu tehlikeli dünyada güvenliğimizi sağlamak ve çocuklarımızın daha iyi bir ülkede büyümesini sağlamak için ona yardım etmeliyiz...

    " Ve ne kadar asil bir açıklama!

    İşte gerçek vatan sevgisi, gerçek insan sevgisi ve gerçek demokratik kafa yapısı... Her iki açıklamayı da son derece samimi ve son derece insani buldum. Dünya barışı için bir umut yeşerdi içimde. Olan biten herşeyi gıpta ile izledim ve okudum! Siyahi bir liderin seçilmiş olması ve herkesin bu sonuca sevinmesi bana dünya için iyi şeyler olabilir müjdesi verdi sanki. En önemli şeylerden biri siyah beyaz düşmanlığının bu seçim ile birlikte tarihe karışması zaten kendi içinde barışı simgeliyor. Herkes değişimden bahsediyor. Pozitif bir beklenti var insanların kafalarında. Bu bile başlıbaşına bir değişim.

    Ve Bekir Coşkun'un yazısındaki bir detay da çok ilgi çekici;

    "Obama ağladı, demek ki gözyaşları var!"

    Yani demek istiyor ki "Amerika'yı bir "insan" yönetecek!" Hele ayaklı atom bombası Bush'dan sonra Barack, doğal ve dürüst duruşuyla, askerlerle basketbol oynayan, dans eden, gülen, ağlayan bir kişilik olmasıyla ve halka yakınlığıyla tüm dünyanın sempatisini şimdiden kazandı denilebilir. Allah biliyor ya, en çok da Bush'un bu dünyanın başından gitmesine sevindim.

    Her yerde savaş, her yerde silah, her yerde ölen çocuklar, ağlayan insanlarla hatırlanan bir Bush.

    E, hadi güle güle.

    Evde kendi kendine savaşçılık oynarsın artık kurşun askerlerinle!

    Yazları da Miami'de kumdan kale yapmayı unutma! Açık ağızlıAçık ağızlıAçık ağızlı

     

     

    Hayatta renkleriniz kaybolmasın. Bunların kaybolmasına izin vermeyin!

     

    Uyarılar genelde bir kulağımızdan girip öbüründen çıkıyor.

    Ama bu görüntüler belki aklımızı başımıza getirir...

    İnsanın "bam teline" dokunan, bir kazanın yok ettiklerini gösteren çok çarpıcı bir video...


    Lütfen bir dakikanızı ayırın izleyin ve izlettirin!

     

     

    Nevrotiklere Ders Çalışmama Bahaneleri

     

    **ölsem kim ağlar listesi yapmak

    **internette takılmak
    **gezmek
    **oje sürmek
    **banyoya girip saatlerce şarkı söylemek
    **arkadaşınla geyik yapmak
    **varsa halının desenlerini incelemek,desenlere mana yüklemek,anlam çıkarmaya çalışmak, hayallere

    dalmak,yoksa karoları sayarak hayallere dalmak...maksat zaman geçirmek sonrada gider yatar insan bu yorucu günün ardından..

    **uyumak, uyumak, uyumak...

    **bilgisayar başında zaman öldürmek, müzik dinlemek, ders çalışmamak uğruna en saçma şeyleri **yapabilecek ruh hali...

    **ya da yerde kaç tane marley var sayılabilir,

    **patates salatası yapılabilir,

    **tepeleme bir tabak hazırlanarak ev arkadaşı da sevindirilebilir,

    **saçların uçlarındaki kırıklar tek tek koparılabilir,

    **tırnak törpülenebilir,

    **ders çalışmak gerektiği zaman, normalde uykuyu sevmeyen birisinin bile halisünatif yatak, yorgan, yastık objeleri ile haşır neşir olmaları kaçınılmazdır,

    şu halde yapılacaklar arasında en güzeli uyumaktır. ama onun dışında normal şartlar altında sevimsiz  

    kabul edilen ya da külfet kategorisine giren tüm işler zevkle ve şevkle yapılır zaten. yeter ki o kitaplar, notlar sizden uzak dursun..

    **'vizem var ama ders çalışmıyorum yahu ben napıyorum' diye ortalıkta dolanmak ona buna 'bak benim vizem var ama ben çalışmıyorum' demek. şevk anını beklemek.

    **iki seçenekten biri ders çalışmaksa diğerinin seçilme olasılığı çok büyük olacağından kısaca herşey diyebiliriz.mesela

    **pes oynamak,

    **sözlüğe takılmak,

    **adını bile duymamış olduğumuz iki takımın maçını izlemek,

    **cep telefonunu karıştırıp eski mesajları tekrar tekrar okumak,

    **bazen çok ileri gidip odayı toplamak Kimseye söylemevs.

    **bilumum belgesel kanallarına takılmak. hem ders çalışmıyorsun hem de yeni şeyler görüp, öğrendiğin!! için vicdan azabı çekmemiş oluyorsun.

    **her ne olursa olsun ders çalışmaktan iyidir.

     

    Sonunda..

    Temizlik yaptim bugun... Hem de tum benligimde...
    Tum kaslarimi, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanimi temizledim...
    En kucuk yerlerine, kivrimlarina girmis, sinmis butun pislikleri attim... Kirginliklarimi disari cikardim ilk once... Gormenizi isterdim... Icimde ne kadar da buyuk bir yer kapliyorlarmis... Kirginliklarimi atarken, bakmadim neydi onlar diye... Gelecek gecmisten cok daha fazla yasanmaya deger...
    ...
    Onlarin yerine bagislamayi yerlestirdim ozenle.. Titizlikle her kirginligin uzerine ektim bagislamanin tohumlarini... Bagislamayi ekerken, tekrar kirilmaktan korkuyordum belki...
    Kiskancligimi cikardim... Meger ben ne az kiskancmisim... Cok kolay oldu. Sevindim...
    Sanki kaybettigim bir esyami bulmus gibi oldum... Cok sukur ki kin ve nefret yoktu yuregimde... Nasil temizlerdim bilmiyorum... Sira korkularima gelmisti... Cikarmaya bile korktum once... Ne cok alismisim onlarla yasamaya...
    ...
    Bunca aci ve endiseye nasil alisilir anlayamadim... Her gun yeni yeni endiselerle beslenen yeni korkular birikmisti icimde... Mutluluklarimi, umutlarimi ne de cok ertelemisim... O an bu ilgiyi onlara verseydim, her gun onlari dusunup birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, herseyden once icimdeki sevginin ve gucun daha fazla farkinda olsaydim boyle bahar temizliklerine ihtiyacim kalmazdi... Cok zorlandim korkularimi temizlemekte... Birbirlerinin icine halkalar biciminde girmislerdi, kenetlenmislerdi adeta...

    ...


    Ama bir bebek sefkatiyle, operek, severek, oksayarak ve onlari bir
    zaman kabus gibi yasamaktan pismanlik duymayarak cikardim icimden...
    Kizsaydim korkularima, bagirip cagirsaydim onlara yine donup dolasip
    geleceklerdi biliyorum...


    Temizlik yaptim bugun, bahar temizligi... Nese ektim, hosgoru, guven, sevgi ektim... Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylasmayi ektim... Cilginlik ektim, dogallik, bagislama ektim icime... Ask ektim her hucreme... Cosku, heyecan, sessizlik ektim... Tum guzel fikirler sessizken geliyor bana... Kabullenme ektim... Bas egme degil... Oldugu gibi kabullenme...

     

    .

    Fikralarda bile yoktur, yarim hamile olmak. Ama hayatta var.

                                                                               
                                                  

                               

    Bu devirde kadin olmak, yari hamile olmak gibi bir sey.

    Ayni anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak
    gibi yani...
    Hem seksi ve erkeksi savasci Zeyna, hem de giyinip suslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak.
    Hem erkeklerle, ayni okullarda esit sartlarda okumak. Hatta daha iyi olmak. Hem de ise girebilmek icin patronlara 30'una kadar evlenmeme, cocuk yapmama sozu vermek.

    Her sabah cocuklarinin anasi,sevdiginin kadini olarak uyanmak. Tum disi icgudulerinle aynada hos birini gorene kadar cabalamak.
    Ve ardindan ekmegin pesine dusmek.Erkek gibi calismak. Isinde mantikli.Disarda duygusal olmak. Isinde atik, yirtici, tuttugunu koparan.
    Evinde narin, hassas, sefkatli olmak. Guzellik bir yere kadar deyip.
    O bir yere bir turlu varamamak. Hic bitmeyen guzel, bakimli, ince, genc kalabilme cabalari vermek. Kozmetiklere,estetik mudahalelere servet yatirmak. Nice okullar, universiteler okumak. Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatin anlamini ille de bir erkekte bulmak.


    Saygideger es, muhtesem ev sahibi,basarili is kadini olmak. Cok ciddi toplantilar, buyuk pazarliklar yapmak. Ah seni deli gibi sevdiğini söyleyip evlenmek için taklalar(!) atan bu adamlarin, senin namusunu korumak icin seferber olup kurallar koymasina gulmek.
    Bu devirde kadin olmak. Ardi ardina degisimler gecirmek. Bitmek tukenmek bilmeyen sizofreniler yasamak.
    Bu devirde kadin olmak. Dedim ya.. Yari hamile olmak gibi birsey.Ayni anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi....

     

    sana kek yaptım :)

    Üç yumurtayı kırdım önce, Portakal dilimledim ince ince
    Göz kararı da biraz süt kattım,
    Kalktım, sana kek yaptım..

            

    İnsan neler yapar isteyince...
    Bu bir şey değil düşününce...
    Ben de tarifi öğrenince,

    kalktım sana kek yaptım..


       


    Gözlerin dönmüş kızı görünce
    Yerli yersiz bakıp sana gülünce
         

    Ben de tesadüf...
     o gece erken yattım...
     Bana kelek yaptın!...


    Çırptım, çırptım, karıştırdım
    Kendimi onunla yarıştırdım


    Kimse kimseye benzemez
    Kendimi kekle yatıştırdım
    Oturdum ellerimle sana kek yaptım..

     

    Unla sütü karıştırdım iyice Tereyağı ekledim eriyince..
    Fırın da oldu yüz seksen derece, attım..
    Sana kek yaptım!!..
        
    Üzüldün belli çok beni görünce
    Elimde kekimle sana gelince


    Bir de ağlayıp itiraf edince..
    Abarttın; beni melek yaptın..

     

    Bazı Sevgili Hem Cinslerime Altın Öğütler

     

    Öyle başınız falan ağrımasın, nedir canım!

    Hele elinizin hamuruyla erkek işine hiç karışmayın!

    Of ya, biraz sıkıcı olun!

    Çok konuşmayın!

    Fikirlerinizi kendinize saklayın!

    Kendi içinizde saklambaç oynayın gitsin!

    Ulu orta bağırmayın!

    Sakın beni örnek almayın!

    Size küfür eden sürücüyü kravatıyla boğmayın hatta siz araba da kullanmayın!

    Her sene bir çocuk yapın, çok lazım!

    Sadece A ve B demeyi öğrenin yeter. Maazallah anlaşılması zor cümleler kurmayın!

    Kariyerde neymiş, kariyer yapmayın!

    Kadın programları çok eğitici mutlaka seyredin!

    Hele Esra Ceyhan'ı hiç kaçırmayın!

    Fazla soru sormayın!

    Düşünmeyin hatta siz! Bence siz bitki olun! Birileri suyunuzu verirse büyüyün, vermezse ölün!

    Kek yapın poğaça yapın falan!

    Siyasetten anlamayın!

    Hoş ben de anlamıyorum!

    Aslında siz hiç bi şeyden anlamayın!

    Ara sıra başınızı sallayın yeter!

    Sakın ama sakın dünyayı değiştirmeye kalkmayın!

    Özgürlük çığlıkları atmayın!

    Kendi içinizde çelişkiler yaşamayın, dışınızda yaşayın!

    Gereksiz şeyleri öğrenmeye kalkmayın!

    Sakın meraklanmayın!

    Her şeyi erkek yapar!

    Geçim sıkıntısı çekmeyin!

    Fiil çekin siz ara sıra yeter!

    Kirayı kocanız öder!

    Bir kocanız yoksa bir an önce sarışın olun!

    Beyninizdeki fazlalıkları aldırıp, göğüslerinize ilave ettirin!

    O zaman da nasılsa sevgiliniz öder!

    Size soru soran olursa “biliyordum ama unuttum, ay neydi” deyiverin!

    Sakın ama sakın hayat kavgası denen şeyle yorulmayın.

    Ojeleriniz bozulur maazallah!

    Kadınlar arası altın günleri falan düzenleyip, boş zamanlarınızda komşuculuk oynayın!

    Sıra dışı fikirleriniz olmasın, son derece sıradan olun!

    En büyük derdiniz kocanız, sevgiliniz ya da erkek arkadaşınızın “telefonunu neden açmadığı” olsun!

    Sakın ha! Aldatıyor olmasın!

    Dedikodu yapmayı sakın unutmayın, insanın beynini boşaltıyor canım!

    Böyle gelin, böyle gidin...

    Sakın değişmeye kalkmayın!

     

    Aynen öyle, aynen öyle... 

     

    .
     

    Bir Kadın Neler Yapabilir??

     

    Kadın haklarından haberdar olabilir!
    Önce bir birey olduğunu hatırlayarak kendine güvenebilir!
    Ayaklarını yere sağlam basabilir!
    Toplumun ezilen tarafında olduğunu düşünerek bu olguyla yaşamaya devam etmeyebilir yani kendini ezdirmeyebilir!
    Haklı olduğu yerde kavgadan korkmayabilir!
    Haksız olduğu yerde kendini haklı çıkarmaya çalışmayarak, özür dileyebilir!
    Toplumsal bilincin kendisine yapıştırdığı pardon yakıştırdığı ne varsa oturup üzerinde bi daha düşünebilir ya da gözden geçirebilir!
    Mantığının kabul etmediği her şeyi reddebilir!
    Hiçbir tacize sessiz kalmayabilir!
    Korkup sinmek yerine hakkını arayabilir!
    Kocasından dayak yiyorsa “kocamdır döver de sever de” diye saçmalayarak, durumu sineye çekmeyebilir!
    Yetişkin yaşa gelince evlenip çocuk yapmayı kendine ilk görev edinmeyebilir!
    Koca eline bakmayabilir!
    Eğer isterse çocuk da bakabilir ama kariyer de yapabilir!
    Kendini geliştirebilir ve bu sayede çocuğunu daha iyi yetiştirebilir!
    Hayattan korkmayabilir!
    Bir kadın mutlaka erkekten daha estetiktir. Evini, barkını, kapısının önünü, sokağını mahallesini, şehrini ve ülkesini daha yaşanır bir hale getirebilir çünkü zevklidir!
    Oturup her sabah bön bön kadın programlarını seyretmekten vazgeçebilir!
    Cır cır cır çene çalmaktan ve dedikodu yapmaktan haz etmeyebilir!
    Başka bir kadını kıskanmayabilir boş zamanlarında mesela!
    Kadın, kadının dostu olabilir!
    Dünyaya gerektiğinde evet ama her zaman da kadınsı bir gözle bakmayabilir!
    Bir birey olarak sorumlulukları olduğunun farkına varabilir!
    Fikirlerini özgürce dile getirebilir!
    Zora geldiğinde gözyaşlarına boğulmayabilir!
    Biraz gerçekçi olabilir!
    Savaşta da aşkta da dik durabilir!
    Kendine iyi bakabilir ve bakımlı olmaya çok özen gösterebilir evet ama bunu takıntı haline getirmeyebilir! Tek derdi bozulan ojeleri olmayabilir!
    Aşka inanabilir evet ama aşkı hayatının ve dünyanın merkezine koymayabilir!
    Yapacak başka bir işi yokmuş gibi her an kocasının ya da sevgilisinin nerede olduğunu düşünüp durmayabilir ya da sormayabilir!
    Erkeği, kendisini koruyan bir baba şefkatçisi olarak görmekten vazgeçebilir. Kendi kendini koruyabilir!
    Fareden korkup ev ahalisini ayağa kaldırmayabilir!
    Her doğal ortama uyum sağlayabilir. Gerekirse odun da kırabilir! Ama odun kırarken de son derece çekici görünebilir!
    Lastik değiştirmeyi öğrenebilir bi ara!
    Alınganlığını ve ilgi beklerliğini sabır seviyesi hatta su seviyesi üstünde tutmayabilir! Boğmayabilir, daraltmayabilir...
    Kendinden başka şeylerle de ilgilenebilir!
    Kendi bildiği doğrudan şaşmayabilir. Doğruları için en azından mücadele edebilir!
    Doğurgan olduğunu hatırlayarak, aslında bu yeteneğini sadece çocuk doğurmak için kullanmayabilir!
    Her an sorun yaratmayabilir!
    Bir kadın güçlü ama aynı zamanda hassas, duygusal ve duyarlı olabilir! Neyse, devam edecek/tir…  

     

    Važno!

     
     

    Ovaj blog je tvorevina mojih misli, osjećaja i života.  Sve sličnosti sa stvarnim ljudima i događajima je slučajna (da moš mislit) .

    Ovaj blog je tvorevina mojih misli, osjećaja i života. Sve sličnosti sa stvarnim ljudima i događajima je slučajna (da moš mislit)

    Uljudno zamoljavam one blogere koji misle doći na moj blog i ostavljati komentare tipa: pozdrav, super blog, navrati i ostale gluposti reklamiranja vlastitih net dnevnika, da pokupe svoje dupe i ne komentiraju ništa, u suprotnom će takvi komentari biti izbrisani.

    zahvaljujem, s poštovanjem vaša oFca

     

    Elbette kolay değil Bosna'da Müslüman olmak.. İslamiyet'i yaşamak ve de yaşatmak... Çelik gibi bir yürek ister... İşte Mladi Muslimani'nin teşkilat yemini...

     

    image

    ZAKLETVA 

    Neka je slava i hvala Allahu, Gospodaru svih svijetova!

    Kao pripadnik organizacije "Mladi Muslimani", u koju sam stupio dobrovoljno,

    zaklinjem se Svemogućim Allahom da ću se pridržavati svih propisa Kur'ana,

    da ću principe islama unositi u svoj život i život svoje zajednice i bez kompromisno se

    boriti protiv svega neislamskog, da ću žrtvovati na Božijem putu sve od sebe, pa i svoj život,

    ako to budu zahtjevali interesi islama.

     

    Svjestan veličine cilja Mladih Muslimana, zaklinjem se da ću ispuniti sve uslove,

    načela, obaveze i zadatke, koje mi organizacija postavi, da ću interese organizacije

    uvijek pretpostaviti svojim ličnim i da neću neprijatelju nikada izdati svoga brata,

    niti bilo kakvu tajnu organizacije, pa ni pod najtežim okolnostima, znajući da me u protivnom

    čeka sramna smrt izdajice, poniženje na obadva svijeta.

     

    Sav svoj život i sve svoje sposobnosti ulažem za širenje naše ideje i jačanje naše organizacije.

    Ustrajno ću se boriti za veličinu, moć i sjaj islama, i za dobrobit svih Muslimana svijeta.

    Molim Svemogućeg da mi dade volje, snage, hrabrosti i ustrajnosti na

    ovome putu džihada, a da otkloni od mene sve slabosti i mane

    i svu braću obaspe svojom najvećom Milošću.

     

    Neka nas Allah uputi

    naPravi put,

    na put onih

     

    Koji nisu zalutali!

    Koji nisu zalutali! 
     
     

    ('_')

     

     

    Bülbülü Altın Kafese Koymuşlar,

    ah Vatanım

    Demiş..

    İnsan, özgürlüğünü ancak vatanında bulur. Bu bakımdan vatan en değerli varlığıdır insanın. Orda doğmuş, orda büyümüş, orda doymuş, orda tatmıştır mutluluğu. Bu sebeple yurdundan uzakta yaşamak, ne denli bolluk içinde olursa olsun insana zor gelir. Nasıl ki bülbül asıl vatanı olan yeşil tabiatı, kanat çırpacağı mavi gökleri özleyip ister ve altın kafesten kurtulmaya çalışırsa, insan da  özgür yaşayacağı vatanını ister ve hasretini çeker.

    RAMAZAN ŠERIF MUBAREK OLSUN



    Svim muslimanima cijelog svijeta,
    a posebno navijačima fc sarajeva islamske vjeroispovjesti od srca
    RAMAZAN ŠERIF MUBAREK OLSUN,
    da dane ramazana provedu u zdravlju i rahatluku uljepšane ibadetima Allahu dž.š.
     
    Iftar za dvije hiljade vjernika
    U povodu mubarek noći Lejletu-l-kadr, 27 noći ramazana, sinoć je na malonogometnom igralištu Univerzitetsko-sportsko-rekreacionog centra «Mithat Hujdur Hujka» u Sjevernom logoru u Mostaru organiziran iftar na otvorenom za 2 hiljade građana Mostara. To je bio do sad neviđeni događaj u gradu na Neretvi. Prema riječima glavnog mostarskog imama Salema ef. Dedovića, Meždlis IZ Mostar je iftar na otvorenom stavio u vrh prioriteta ramazanskih aktivnosti ove godine.  - Na iftar smo pozvali sve ljude, da sa nama podjele veliku radost iftara, dijeljenja ramazanske sofre. Veliko je bogatstvo, velika je stvar  podijeliti  radost ifrata na jednom takvom skupu, s  tolikim brojem  vjernika. Sve ovo je osobito važno u današnjem vremenu. Želimo da okupimo ljude, povezujemo, i na taj način promoviramo princip solidarnosti, humanosti među ljudima  i prijateljstva  - rekao je Dedović za «Avaz». On je rekao da su zabilježene vrlo pozitivne reakcija javnosti na ovaj događaj. Osim velikim iftarom, noć Lejletu-l-kadr je obilježena i  bogatim vjerskim programom.  U sali USRC «Mithat Hujdur Hujka upriličeno je  zajedničko klanjanje teravih-namaza, a nakon toga i veliki program povodom ove odabrane noći.  (Avaz)

    Rahmet i pokoj im dusama Crying or Very Sad..